İNSAN VE MANA

İNSANDA GÖRÜLEN BU MANA NEDİR
MADDE ÖTESİNDEN ESEN YEL MİDİR

MUAMMA

Kimbilir hangi tuzak bekliyor yolumuzu
Hangi elem sarmalı kapımızı vuracak
Bir aydınlık halesi ufkumuzu kaplarken
Mevsim kışa dönüşür karartır bahtımızı

AİLE İÇİ RAHMET

Birbirinizde huzur ve sükûn bulasınız diye kendi cinsinizden eşler yaratıp,
aranıza muhabbet ve esirgeme koyması, Allah’ın varlığına bir işarettir.
Şüphesiz ki düşünenler için bunlardan alınacak dersler vardır” Rum/21
Âlemlerin Rabbi olan Allah, kendi kudretine dikkat çekerken genellikle göklerin
yerin ve içindekilerin mucizevi yaratılışını gösterir. Yukarıda ki ayette hayretle
müşahede ediyoruz ki eşler arasına konan muhabbet tohumu, göklerin yerin ve
içindekilerin mucizevi yaratılışı gibi büyük önem arz eetmektedir.

Etimolojisi tohum-çekirdeğe dayanan muhabbet, lügatte ülfet sevgi dostluk aşk ve
kendisinde olgunluk görülen şeylerden alınan manevi haz anlamına gelmektedir.
Kuşkusuz, temiz ve meşru nesillerin oluşması için eşler arasına atılan bu rahmet
tohumu, Allah’ın insana verdiği en büyük ikramıdır. Bu ikram olmasaydı eşler birbirlerine,
ebeveynler evlatlarına asla katlanamazdı. Bilindiği gibi insanoğlunun zihinsel ve düşünsel
gelişimi, hayvanlar gibi doğuştan değil, uzun süreli bir eğitimden geçmektedir. Bu eğitimin
ilk ve en önemli evresi aile olduğundan, Allah, tenezzül ettiği insanın eğitimine ayrı bir
önem vermiş ve sonsuz huzuru bulması için aile kurumunu rahmetiyle desteklemiştir.
Çünkü aile bir toplumun en sağlam yapı taşı, en seçkin birimi ve en saygın kurumudur.
Tecrübeyle sabittir ki şehirler ve medeniyetler kuran toplumların arka planında güçlü ve
sağlıklı aile bağları vardır. Bu bağ toplumların can damarıdır. Bu bağ koptuğunda aile
bireyleri tespih taneleri gibi dağılmakta ve bütünden koptukları için varoluş amacını
gerçekleştirememektedir.

Faydaya, iyiye, güzele ve doğruya programlanmış insan, dünyevileşip özünden uzaklaştığı
zaman, bencil, çıkarcı, hazcı, kavgacı, kısaca hayvani dürtülerle hareket ederek kendini ve
çevresini mahvetmektedir. Bu gün yaşadığımız aile içi şiddettin,
geçimsizliğin, acıların ve sayıları her geçen gün artan boşanmaların yegâne sebebi budur.
Hâlbuki hayatını doğru yönetemediği için acılar içinde kıvranan insanın ilacı kendi
içindedir. Fıtratında ki iyilik tohumu, tüm sıkıntıları bertaraf edebilecek güçtedir.
Allah (c.c) kadının ve neslin korunması için evliliği tavsiye etmiş ve bu yapının korunması
için gerekli donanımları insana bahşetmiştir. Hz Âdem ve Havva ile başlayan aile kurumu
insanlığa bırakılmış en eski ve en asil emanettir. Bu emanet toplumsal hayatın en temel
yapı harcıdır. Fakat görüyoruz ki modern hayatın insana sunduğu konfor ve haz duygusu
bu kutsal emanete ağır darbeler vurmaktadır. Zenginliğin, teknolojik imkânların ve dünya
nüfusunun hızla arttığı günümüzde insan hiç bu kadar manen fakirleşmedi. Hiç bu kadar
bireyselleşmedi ve sınırların kalktığı dünyamızda insan hiç bu kadar yalnızlaşmadı. Aynı
mekânda yaşadıkları halde birbirlerinden kopuk aile bireyleri bunun en büyük
göstergesidir. Allah(cc) kerim kitabında nimet azgınlığı, haz düşkünlüğü ve şımarıklık
sebebiyle helak olmuş kavimlerin başından geçen felaketleri hatırlattı. “Allah’ın
kanunlarında-prensiplerinde asla bir değişiklik bulamazsınız” (Ahzap/62) ayetiyle de
şımaran ve haddini aşan toplumların benzer akıbete maruz kalabileceği genel geçer
prensipleri mütemadiyen hatırlattı.

İnsan, yaratıcısı başta olmak üzere kendine ve çevresine karşı sorumlu varlıktır. Bu
sorumluluğu yerine getirebilmesinin yolu doğru bir ahlaki eğitimden geçmektedir. Aile
kurumu bu eğitimin ilk adresi olduğundan, Allah bu kurumun baş aktörlerinin arasını
rahmetiyle donatmış, ancak iradeyi-tercihi kendi ellerine bırakmıştır. İnsan, ya göklerin
yerin ve içindekilerin yaratılışı kadar büyük önem arz eden bu muhabbet tohumunu
yeşertip iki dünya saadetine nail olacak, ya da kurutarak iki dünya felaketini kendi eliyle
hazırlayacaktır.

Allah cümlemizi (cc) “Kendi elinizle kendinizi tehlikeye atmayın”
ayetini anlayan yaşayan ve yaşatanlardan eylesin. Âmin.

NİKAH VE SÖZ

İyi ve kötü günde, darlıkta ve bollukta, kederde ve sevinçte” gibi nikâh memurunun evlenecek eşlerden aldığı rutin söz sıradanlaşsa da, kıyamete kadar anlam ve önemini korumaya devam edecektir. Çünkü bu birliktelik sözü, toplumsal hayatın başlangıç noktasıdır. Nasıl ki varlık, “Ol” diye bir söz ile başladıysa, varlığın büyük aktörü olan insan da aile hayatına bereketli bir söz ile başladı. Öyle bereketliydi ki Hz Âdem ve eşi Havva ile atılan ilk adım, genişleyerek boylara kabilelere ve devletlere ayrıldı.

Bilindiği gibi İnsan, toplumun bir parçasıdır. Ancak, toplumu besleyen asli unsur ailedir. Aile, aynen canlı bir organizmanın hücreleri gibidir. Hücreler parçalandığında bünye zayıflamakta, bütünlüğünü koruduğunda ise kuvvetlenmektedir. Eşler arasındaki uyumun tezahürleri ilk önce aile bireylerine daha sonra topluma yansımakta ve dolayısıyla merkezden çevreye doğru bir huzur ve güven iklimi oluşturmaktadır. Unutulmamalı ki aile yapılarının sağlamlığı faziletli insanların varlığıyla mümkündür. İşte bu yüzden nikâhta şahitler huzurunda taraflardan kalıcı bir söz istenir. Zımnen taraflara, “toplumun geleceği ve selameti için yuva kurup,şahsiyetli nesiller yetiştirerek geleceği inşa etmeye söz veriyor musunuz” denilir. Nikâh bu yüzden mübarektir, bu yüzden muhterem ve muazzezdir. Hatta “nikâh kıyıldıktan sonra sağa sola bakılmaz” diye namaza benzetenler bile olmuştur.

Evlilik bir yoldur. Kıyamete kadar devam eden bu yol, milyonlarca yolcuya kucak açmıştır. Bu yolun yolcuları bir erkek ve kadından ibarettir. Arzu ile başlayan bu yolculuğun sürekliliği sadakat ve emeğe dayanır. Bu yolculuğu kolaylaştıran da zorlaştıran da yol arkadaşlığıdır. Büyüklerin buyurduğu gibi “ülfet olunca külfet olmaz” sözü bu birlikteliğin vazgeçilmez ögesidir. Yolculara düşen bu meşakkatli yolda sadakat ve istikameti korumaktır. Tecrübeyle sabittir ki, yolda bulduklarını yola çıktıklarına değişenlerin sonu hüsranla sonuçlanmıştır.

Dünya hayatı bir imtihandır. Bir ekim yeridir. Hakiki mümin, ebedi hayatını dünya hayatının geçici sıkıntılarına asla kurban etmez. Mümin, dünyayı bir gurbet diyarı olarak gördüğünden, meşakkatlere asla aldırmaz. Bilir ki gurbet hayatının sıkıntıları hiçbir zaman sona ermeyecektir. Bu anlamda eşlere düşen güzel bir sabırla dünya ve ahiret hayatının huzuru için verdikleri sözü yerine getirmektir. Unutulmamalı ki selametle sonuçlanan yolculukların yakıtı sabır, azığı sevgi, ilacı hoşgörüdür.
İyi yolculuklar